I. HAYATI VE KİŞİLİĞİ
Ömer Rıza, aslen Burdur'lu olup Mısır'a yerleşmiş bir ailenin çocuğu olarak Kahire'de doğdu. Tahsilini Ezber Üniversitesinde tamamlayıp Mısır'da gazeteciliğe başladı. Kahire'de yayınlanan es-Siyâse ve eş-Şa'b gazetelerinde; İstanbul'da yayınlanan Tasvîr-i Efkâr, Tevhid-i Efkâr, Sebîlü'r-Reşâd ve Vakit gazetelerinde yazılar yazdı. 1915 de İstanbul'a geçerek yazarlığım sürdürdü. Mehmet Akif’in kızı Cemile Hanım’la evlendi. Vakit gazetesinde yayımladığı Türkiye-Mısır ilişkileri haklarındaki yazılarından dolayı 1925 de İstiklal Mahkemesince tutuklandı, bir müddet sonra serbest bırakıldı. 1940 da Eşref Edip, İ. Hakla İzmirli ve Kâmil Miras ile birlikte çıkarmaya başladıkları İslâm Türk Ansiklopedisi ve Mecmuasında çok sayıda madde ve makale yazdı. 1940-1950 yılları arasında Cumhuriyet gazetesinde günlük siyasî yazılar yazdı. İstanbul Radyosu için İslâm dünyası hakkında siyasî icmaller/özet bilgiler hazırladı. 1947-1948 yıllan arasında dinî, fikrî muhtevalı Selamet Mecmuasını çıkardı. 14 Mayıs 1950 seçimlerinde Demokrat Parti'den Konya milletvekili seçildi. Büyük Millet Meclisi Dış İşleri Encümeni'nde görev alıp çok önemsediği İslâm ülkeleriyle kumlan ilişkilere öncülük etti. Türk-Pakistan Kültür Cemiyetine başkan seçildi. Hayatım kalemiyle kazanan nadir yazarlardan biri olan Ömer Rıza, uzun süren bir hastalık döneminden sonra 13 Mart
1952 de İstanbul'da vefat etti. Mezarı Edirnekapı Şehitliği'ndedir.
Ömer Rıza'nın yaşadığı dönem Osmanlı ve Cumhuriyet çizgisinin kesiştiği, iki kültürün birbiriyle hesaplaştığı bir devredir. Katıldığı savaşlardan güç, toprak, itibar ve en önemlisi yetişmiş pek çok insanını, beyin gücünü kaybederek çıkmış ve geldiği noktada geçmişini sorgulayan bir toplumda yetişen biri olan Ömer Rıza, çeşitli alanlarda gerçekleştirilen değişim sürecini bizzat yaşamış, çok kültürlü bir aydın olarak değerlendirmiş ve her iki süreçten de önemli ölçüde etkilenmiştir. Tüm bu özellikler Ömer Rıza'nın ilmî kişiliğine de yansımıştır. Onda hem Osmanlı Döneminin birikimi hem batı kültürünün akılcılığı ve hem de Cumhuriyet Döneminin kazanımları bir araya gelmiştir. Bütün bunları, onun eser ve fikirlerinde görmemiz mümkündür.
- ESERLERİ
Ömer Rıza'nın eserlerini, alanımız olması hasebiyle Kur'ân ile ilgili olanları kısaca tanıtarak, diğer telif ve tercüme eserlerinin de listesini vererek bir araya getirdik:
- a. Kur'ân ile ilgili çalışmaları
1. Kur'ân Nedir? İstanbul, 1927: Kur'ân akaidi, ahlakı, lisanı, tercümeleri ve tarihi ile Kur'ân'ın yüceliği hakkında Avrupa ve Amerikalı araştırmacı ve düşünürlerin görüşlerinin yer aldığı bu çalışma şu ana başlıklardan oluşmaktadır. Kur'ân nedir? Kur'ân nasıl toplandı ve nasıl tertip edildi? Kur'ân 'ın tarih-i intişarı, Kur'ân’ın tab olunan Arapça nüshaları, Garp ve Şark lisanlarında Kur'ân Tercümesi, Avrupa müsteşriklerine ve âlimlerine göre Kur'ân, Esâsât-ı Kur'âniyyenin tevlid ettiği neticeler.
2.İslâm 'm Özü ye Kur 'ân'ın Ruhu, İstanbul, 1946: Allah ve insan, cemiyet hayatı, iman ve adalet, düşmanlık, mesuliyet, peygamberler ve Ümmetler, insanlığın karşılaştığı tehlikeler gibi çeşitli konulardaki ayetlerin tercümesinden oluşan bir eserdir.
3.Hz. Muhammed ve Kur'ân-ı Kerîm, John Devoport'tan çeviri, İstanbul, 1928: Kur'ân'ı ve Hz. Peygamberi öven ve onlara yöneltilen eleştirilere cevaplar veren bir çalışmadır.
4.Kur'ân'dan İktibaslar, Muhammed Ali'den çeviri, İstanbul, 1934, 1982: İniş sırasına göre ayetlerin sıralanmasıyla oluşan konulu bir Kur'ân çalışmasıdır. Çalışmada şu ana konular yer alır: Allah 'm sıfatları, İnsanın tekâmülü, aile hayatı, medeni hayat, devlet hayati, Fikrî inkişaflar, Ahlâkî inkişaflar, İnsan ruhunun Allah ile rabıtası, Vahy-i İlâhî, Daha yüksek hayat, İlâhî vahyin insanî cephesi, Kur'ân-ı Kerîm. Muhammed Ali'nin bu konularla ilgili ayetleri iniş sırasına göre sıraladığı bu çalışmada, Ömer Rıza da ayetlerin daha iyi anlaşılmasını sağlamak için gerekli gördüğü yerlerde kısa açıklamalar ilave etmiştir.,
5.Kur'ân'dan Ayetler ve Nesirler, İstanbul, 1944: Ömer Rıza bu eserde Mehmet Akif'in bazı Kur'ân sure ve ayetlerinin tefsirine dair çeşitli yerlerde yayınlanmış yazılarını ve çeşitli vesilelerle yapılmış sohbetlerini derlemiştir. Ömer Rıza, Akif ten derlediği bu çalışmaya kendi yaptığı Fatiha suresi tefsiri, Kevser suresi tefsirini eklemiş, ayrıca eserin bölümlerine önsöz ve girişler koymuştur.
6.Tanrı Buyruğu, İstanbul, 1943, 1947, 1955, 1980. Ömer Rıza'nın bu alanda en önemli çalışmasıdır. Onun Tanrı Buyruğu' adlı meal-tefsîr çalışmasını kaleme aldığı dönem, bir taraftan Kur'ân'ın Türkçeye tercüme edilmesine çok da sıcak bakılmadığı ve bu konuda tartışmaların giderek siyasallaştığı, Cumhuriyet döneminde Kurlân tercümelerinin yeni yeni başladığı bir devredir. Bu yüzden onun bu çalışması büyük önem arz etmektedir. Şöyle ki Türkçede basılan ilk Kur'ân tercümesi Ayıntablı Mehmed Efendinin 1257/1841 de Bulak matbaasında Arab harfleriyle basılan 'Tefsîr-i Tibyân' tercümesidir. Cumhuriyet döneminde yapılan ilk Kur'ân tercümeleri cümlesinden olarak Şeyh Muhsin i Fâni mahlaslı Hüseyin Kazım Kadri'nin Nuru'l-Beyân'ı (1924); Hıristiyan Araplardan Zeki Megamiz'in tercümesi (1926); 1907 de bir komisyon tarafından tetkik edilen ve Süleyman Tevfik tarafından hulasa edilen Tafsîlu'l-Beyân; Cemil Said'in Fransızca'dan yaptığı tercüme (tarihsiz) sayılabilir. Bunların hepsi Arap harfleriyle basılmışlardı. Latin harfleriyle ilk basılan tercüme ise, 1927 de Arap harfleriyle basılan, İzmirli İsmail Hakkı'nın 'Maâni'l-Kur'ân' adlı eseridir. Bundan sonra 1934 de basılan Ömer Rıza'nın Tanrı Buynığu' adlı çalışması ile Elmalılı Hamdi'nin 1935—1938 yıllan arasında basılan Hak Dini Kur'ân Dili gelmektedir. Bu bilgilerden de anlaşılacağı üzere Ömer Rıza'nın adı geçen eseri, bu alanda yapılan çalışmaların ilklerindendir. Ömer Rıza, kayınpederi olan ve Kur'ân tercümesi konusunda yetkinliği herkesçe tescil edilen Mehmet Akif (1873-1936) ile birlikte uzun yıllar beraber olmuş, Akif Kahire'de iken vefat günlerine kadar sürekli onunla yazışmış ve Akif’in “Geleceğin büyük muharriri, o benden güzel yazıyor, o feyyaz kalemi daha pek çok eşsiz eserler vücuda getirir.” şeklindeki sitayişlerine mazhar olmuş bir kimsedir. Muhtemeldir ki o, Kur'ân çeviri çalışması konusunda da Akif’ten yararlanmış, onunla fikir teatisinde bulunmuştur. Zira Ömer Rıza 1934 de Tanrı Buyruğu'nu neşrettikten iki yıl sonra Akif vefat etmiştir. Akif’in ömrünün son günlerine kadar Kur'ân mealiyle ilgili olarak çalıştığı bilinmektedir.
Ömer Rıza, ilk baskısı 1927 de yapılan Kur'ân Nedir adlı çalışmasında kendinden önceki çalışmaları değerlendirir ve onların yetersizliğinden bahseder. Onun bu değerlendirmeleri kısaca şöyledir: “Nûru'l-Beyân, eserin isminde tefsiri bir tercüme olduğu belirtilmiş olmasına rağmen, eserin tefsiri bir tercüme olması için gereken gayret gösterilmemiş ve orijinal metnin aslındaki kuvvet gereği gibi dikkate alınmamıştır. Bu yüzden eser, Kütüphane-i Hilmi'nin imzasız olarak neşrettiği diğer tercüme gibi itimada şayan değildir. Cemil Said'in tercümesi ise, bir tercümenin tercümesi olup Kur'ân'ın manalarım ifadeden aciz, ilim ve edebiyat namına bir değeri yoktur. Bunların neredeyse her cümlesinin tashih edilmeye ihtiyaç duyuran bölümleri vardır. İzmirli İsmail Hakkı'nın Meâni'l-Kur'ân adlı tercümesini bunlardan hariç tutabiliriz. Ne var ki ilim ve ihtisas bakımından önemli bir yere sahip olan bu eserin, dil ve edebiyat açısından aynı değerde olduğunu söylememiz zordur. Konyalı Mehmet Vehbi'nin Hulasatü'l-Beyân adlı tercüme ve tefsiri de yeni nesli tatminden uzaktır. Bereketzade İsmail Hakkı'nın Envânı'l-Kur'ân'ı ile Şeyhülislam Musa Kazım Efendi'nin Safvetü’l-Beyân'ı ise tamamlanmamış çalışmalardır.”.
Ömer Rıza adı geçen çalışmasında pek çok çağdaş Doğu ve Batılı bilim adamından yararlandığı gibi M. Mehmed Ali'den de yararlanmış, onun görüşlerine eserinde yer vermiştir, Ömer Rıza'ya göre M. M. Ali, Ehl-i Sünnet camiasının dışında değildir. Ömer Rıza, bu çalışmasında geleneksel söylemlerin dışında kimi akılcı yaklaşımlara yer vermiştir. Bilimsel yaklaşım açısından Ömer Rıza'nın tartışılan Mason olup olmadığı konusu ile Tanrı Buyruğu adlı çalışmasını ayrı değerlendirmek gereklidir. Ömer Rıza'nın çeşitli eleştirilerin hedefi olmasında, bizce öncelikli olarak şu maddeler göze çarpmaktadır. ![]()
1. Onun politikaya atılmış olması: Ömer Rıza, 14 Mayıs 1950 seçimlerinde Konya milletvekili olmuştur. Çok partili demokratik hayata geçişin gerçekleştiği bu dönemde Türkiye'de şimdikinden daha fazla politik çekişmelerin, sürtüşmelerin ve kutuplaşmaların olduğu bir gerçektir. Ömer Rıza da bu çekişmelerden nasibini almıştır diye düşünüyoruz.
- Basın yayın işleriyle uğraşması: Ömer Rıza, ömrünün büyük bir bölümünü basın hayatında, hem de ön saflarda geçirmiş bir kimsedir. Sürekli olarak, basın hayatında yazılar yazan, gazete ve mecmualar çıkaran aktif bir kimseyi sevenler ve destekleyenlerin olacağı gibi, ondan ve yazılarından hoşlanmayanlar ve onu eleştirenlerin de olması medyatik olmanın kaçınılmazlarından olsa gerekir.
Mason olup olmadığı konusundaki tartışmalar: Ömer Rıza, hayatında mason dernekleriyle doğrudan ilişki içerisine girmiştir. Onun "Ana Davalarımız ve Prensiplerimiz' adıyla Kültür Muhipleri mahfilinde verdiği konferansın basılı metninde, masonluğu ahlâkî bir müessese olarak gördüğünü, her masonun bir din sahibi olması gerektiğini, milleti ahlâkî düşüşten bu cemiyetin kurtaracağını iddia etmesi, masonluğa bakış açısını göstermektedir. Ömer Rıza, kendisi ve Ahmed Hamdi Akseli hakkında basında çıkan iddialara cevap verirken şunları söyler: "Onlar benim hakkımda, o müsteşrikler mezhebindendir, masondur ve işi gücü İslamiyet’i yıkmaktır, tarzında yaveler yumurtluyorlar. Şahsıma yönelik bu iddialar ve iftiralar, bizi zerre kadar rahatsız etmez.”.
Günümüzde olduğu gibi geçmişte de, şeyhülislâmından şeyhzadesine, siyasetçisinden ekonomistine pek çok meşhur kişi masonlukla ilgilenmiş yahut çeşitli sebeplerden dolayı kendisini masonlukla ilgilenme zorunda hissetmiş, örgütün kimi faaliyetlerinde rol almış yahut da masonlukla bir ilgisi olmadığı halde masonlukla itham edilmiştir. Bu sebepler arasında kişisel ve toplumsal hizmetlerde demek imkânlarından yararlanma, birtakım payeler elde etme, bir yerlere gelme gibi şeyler sayılabilir. Ömer Rıza'nın adı geçen derneklerle ilişkisini bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Üstelik Masonluk gibi teşkilatların o dönemlerde, bugünkü kadar deşifre edilmediği de bir gerçektir. Onun bu ilişkisi, çeşitli eleştirilere neden olmuşsa da onun Tanrı Buyruğu başta olmak üzere Kur'ân çalışmalarında masonluğun etkisinin olduğunu söylemek mesnetsiz bir iddiadan öteye geçmez.
- Eserlerinde Doğu ve Batı kaynaklarından yararlanmış olması: Ömer Rıza, Doğu kaynaklan yanında Batı kaynaklarım da çok iyi bilen, onlardan yararlanan bir ilim adamıdır. O müsteşriklerin İslâm'ın leh ve aleyhinde söylediklerini yakından izlemiş ve onları eserlerinde değerlendirmiştir. Onun bu çok yönlü araştırmacılığı, tek yönlü çalışanlar tarafından eleştirilmesine neden olmuştur.
- Geleneksel söyleme ayları olarak kimi akılcı yaklaşımlarda bulunması: Ömer Rıza, yetiştiği ve ilgilendiği İlmî muhit ve birikimin etkisiyle mezhebî saplantılardan uzak bir şekilde, rasyonel ve objektif yaklaşımlarda bulunmaktan çekinmemiştir. Ömer Rıza'nın eserini yazdığı dönem akılcı yaklaşımlara ağırlık veren bir dönem; eserini yazarken başvurduğu kaynaklar da daha çok aklî yaklaşımları öne alan çalışmalardır. Şöyle ki, İslâm toplumu çok büyük siyasî ve sosyal süreçlerden geçmiştir. Bu meyanda geri kalınışın sebepleri arasında yanlış din anlayış, tartışmaların temel noktasını oluşturmaktadır. Hızlı gelişim ve değişim süreci ile iç ve dış saldırıların içerisinde bocalayan entelektüel kesimin kafası bir hayli karışık gözükmektedir. İşte Ömer Rıza böyle bir dönemde eser vermiştir. Her müellif ve müfessir gibi, Ömer Rıza'nın yaşadığı muhit ve şanların bu temel özelliği çalışmasına yansımıştır. Çalışmalarının fıkhî bir çalışma olmayışı da onun çalışmalarında mezhep ayrımı yapmadan çeşitli görüşlere yer vermesine neden olmuştur. O, kendi sistematiğine uygun görüş ve anlayışları sahiplerinin mezhebine ve hatta dinine bakmadan eserlerinde yer verebilmiştir. Bu da onun bu konuda birtakım eleştirilerin hedefi olmasına yol açmıştır. Bu meyanda o, Kadıyânilikten etkilenmekle suçlanmışsa da Ömer Rıza kendisinin Ehl-i Sünnet olduğunu ve Kadıyânilikten etkilenmediğini beyan etmiştir. Bu yüzden Ömer Rıza'yı, mesnetsiz yaftalarla karalama yerine; onun bilime ve yeniliğe açık akılcı bir aydın olduğunu söylemek daha yerinde bir tespit olur diye düşünüyoruz. Kaldı ki Ömer Rıza'nın eserinde yer verdiği pek çok görüş Mutezile ilim adamları başta olmak üzere pek çok kişi tarafından çok önceden söylenmiş olup ilk defa ortaya atılan şeyler değildir.
- Müslümanlık Nedir? İstanbul, 1933.
6. Bu söylenenlere şu da eklenebilir: Bizim geleneğimizde dinî alanda yazıp çizenlerin, kişisel amel hayatları toplum tarafından izlenir ve özel yaşayışlarına göre birtakım değerlendirmeler yapılır. Bu değerlendirmeler o kişilerin çalışmalarını değerlendirirken de etkili olabilir. Ömer Rıza'nın da bazı kişisel zaafları onun yukarda zikrettiğimiz bir kısım eleştirilere maruz kalmasına neden olmuş olabilir. Örneğin onun alkol aldığına dair söylentiler haklı olarak malzeme konusu yapılmıştır. Gerçi bu gibi iddiaların doğruluğu her zaman tartışmaya açıktır.
Sonuç olarak Ömer Rıza Doğrul'un Tanrı Buyruğu adlı çalışması, bir takım eleştiriler yanında; Türkçeyi güzel kullanma, ayetleri bütüncül bir yaklaşımla ele alma, sure girişlerinde ve gerekli görülen yerlerde sistematik bir biçimde tarihî bilgi, kavram bilgisi verme, Kitab-ı Mukaddes'ten yaptığı alıntılarla Kur'ân bilgilerini karşılaştırma, müsteşriklerin İslâm aleyhindeki yanlış ve hatalı açıklamalarına cevaplar verme, tanışmalı kimi konulara dalcı bir yaklaşımla açıklık getirme bakımlarından hala önemini yitirmemiş önemli bir çalışmadır. Ne var ki Ömer Rıza'nın bu çalışması Türk kamuoyunda, daha sonra yazılan ve pek çok noktada benzerlikler gösteren, hemen hemen aynı hacimde olan M. Esed'in Kur'ân Mesajı kadar yankı bulmamıştır. Oysa Tanrı Buyruğu hem daha önce yazılmış ve hem de Türkçe telif bir çalışmadır. Yine Ömer Rıza'nın en fazla eleştirildiği nokta olan, onun Muhammed Ali'nin tefsirinden yararlanmış olması M. Esed'in Kur'an Mesajı için de söz konusudur. Nitekim o da aynı kaynaktan yararlanmış ve bunu yer yer belirtmiştir. Bu itibarla bugün yapılması gereken, Tanrı Buyruğu'nun tüm baskılarını esas alarak, yazım hatalarına son vererek, zengin bir indeks ve lügatçe ve meâlle sayfa tutar bir Kur'ân metni ile birlikte eseri yeniden Türk okuyucusuna sunmaktır.
b. Diğer Eserleri
b1. Telif Eserleri
- Mehmet Akif- Şahsı ve Aile Hayatı, İstanbul, 1938.
- Kanlı Gömlek, İstanbul, 1944.
- Ekber: Bir Türk Dahisi, İstanbul, 1944.
- Cennet Fedaileri: İslâm Tarihinde Gizli ve Yıkıcı Teşekküller, İstanbul, 1945.
- Yeryüzündeki Dinler Tarihi, İstanbul, 1947.
- İslâmiyetin Geliştirdiği Tasavvuf, İstanbul, 1948.
- Hz. Rabiatü’l-Adeviyye, İstanbul, 1976.
b.2. Tercüme Eserleri:
- Ruh-ı İslâm, Seyyid Emir Ali'den, İstanbul, 1979.
- Peygamberimiz Aleyhisselâm, Muhammed Ali'den, İstanbul, 1341-1342.
- İslâmiyet ve Hükümet, Ali Abdürrâzik'dan, İstanbul, 1927.
- İslâm Tarihi: Asr-ı Saadet, I-V, Mevlâna Şibli ve Süleyman Nedvî'den, İstanbul, 1928.
- Garbda Müslümanlık Cereyanı, Headly'den, İstanbul, 1928.
- Türkiye Nasıl Doğdu, Harold Armstrong'dan, İstanbul, 1928.
- İslâmiyet'in Asriliği ve Avrupa'nın İslâmlaşması, S. Ali-Bemard Shaw-M. Muhammed Ali'den, İstanbul, 1933.
- Yeryüzünde Din Geriliyor mu, İlerliyor mu? Nash Mecmuasından, İstanbul, 1933.
- İslâm Medeniyet Tarihinde Coğrafya ve Ticaret, Kramers'den, İstanbul, 1934.
- İslâm Medeniyet Tarihinde Fen ve Tıp, Max Mayerhof'dan, İstanbul, 1935.
- Ömer Hayyam, Hamid Lamb'dan, İstanbul, 1944.
- Hz. Muhammed Mustafa, M. Hüseyin Heykel'den, İstanbul, 1945.
- Abu'l-Ferec Tarihi, Gregory Ebul'l-Fcrcc'dcn, 1-11, İstanbul, 1945-1950.
- Dine Dönüş, Henry C. Link'dcn, İstanbul, 1949.
- İslâm Tarihinde İlk Melamet, es-Sülcmî'den, İstanbul, 1950.
- Müslümanlıkta Hac Farizası, Diplomat H. A'dan, İstanbul, 1939.
Verilen bu listeden de anlaşılacağı üzere, Ömer Rıza Doğrul'un özellikle Kur'ân Tarihi ve Tefsîr'e dair telif ve tercüme eserlerinin yanında; İslâm Tarihi, Dinler Tarihi, Tasavvuf, İslâm Medeniyeti, Biyografi ve halka yönelik genel kültür kabilinden çok sayıda çalışması bulunmaktadır. Bu da bize onun çeşitli alanlarda ve çok yönlü olarak çalışan bir ilim adamı olduğunu göstermektedir.
Kaynak:
Omer Rıza, aslen Burdurlu olup Mısır'a yerleşmiş bir ailenin çocuğu olarak Kahire'de 1893'te doğdu. Tahsilini Ezher Üniversitesinde tamamlayıp Mısır'da gazeteciliğe başladı. Kahire'de yayınlanan es-Siyâse ve eş-Şa'b gazetelerinde; İstanbul'da yayınlanan Tasvîr-i Efkâr, Tevhid-i Efkâr, Sebîlü'r-Reşâd ve Vakit gazetelerinde yazılar yazdı. 1915'te İstanbul'a geçerek yazarlığını sürdürdü. Mehmet Akifin kızı Cemile Hanım'la evlendi. Vakit gazetesinde yayımladığı Türkiye-Mısır ilişkileri hakkındaki yazılarından dolayı 1925'te İstiklal Mahkemesi'nce tutuklandı, bir müddet sonra serbest bırakıldı. 1940'ta Eşref Edip, İ. Hal&ı İzmirli ve Kamil Miras ile birlikte çıkarmaya başladıklan İslâm Türk Ansiklopedisi ve Mecmuası'nda çok sayıda madde ve makale yazdı. 1940-1950 yılları arasında Cumhuriyet gazetesinde günlük siyasî yazılar yazdı. İstanbul Radyosu için İslâm dünyası hakkında siyasî icmailer/özet bilgiler hazırladı. 1947 - 1948 yılları arasında dinî, fikrî muhtevalı
Selamet Mecmua sını çıkardı. 14 Mayıs 1950 seçimlerinde Demokrat Parti'den Konya milletvekili seçildi. Büyük Millet Meclisi Dış İşleri Encümeni'nde görev alıp çok önemsediği İslâm ülkeleriyle kurulan ilişkilere öncülük etti. Türk-Pakistan Kültür Cemiyetine başkan seçildi. Hayatını kalemiyle kazanan nadir yazarlardan biri olan Ömer Rıza, uzun süren bir hastalık döneminden sonra 13 Mart 1952 de İstanbul'da vefat etti. Mezarı Edirnekapı Şehitliği'ndedir. Ömer Rıza Doğrul, Osmanlı-Cumhuriyet aydım olarak telif ve tercüme yüze yakın esere imza atan çok yönlü bir ilim, fikir ve siyaset adamıdır. Özellikle Kur'ân Tarihi ve Tefsîr'e dair telif ve tercüme eserlerinin yanında; İslâm Tarihi, Dinler Tarihi, Tasavvuf, İslâm Medeniyeti, Biyografi ve halka yönelik genel kültür kabilinden çok sayıda çalışması bulunmaktadır.
Te'lif eserlerinden bazıları şunlardır: Müslümanlık Nedir? İstanbul, 1933; Mehmet Akif- Şahsı ve Aile Hayatı, İstanbul, 1938; Kanlı Gömlek, İstanbul, 1944; Ekber: Bir Türk Dahisi, İstanbul,1944; Cennet Fedaileri: İslâm Tarihinde Gizli ve Yıkıcı Teşekküller, İstanbul, 1945; Yeryüzündeki Dinler Tarihi, İstanbul, 1947; İslâmiyetin Geliştirdiği Tasavvuf, İstanbul, 1948; Hz. Rabiatü'l-Adeviyye, İstanbul, 1976. Tercüme eserlerinden bazıları şunlardır: Ruh-ı İslâm, Seyyid Emir Ali'den, İstanbul, 1979; Peygamberimiz Aleyhisselâm, Muhammed Ali'den, İstanbul, 1341-1342; İslâmiyet ve Hükümet, Ali Abdürrâzik'dan, İstanbul, 1927; İslâm Tarihi: Asr-ı Saadet, I-V, Mevlâna Şibli ve Süleyman Nedvî'den, İstanbul, 1928; Garbda Müslümanlık Cereyanı, Headly'den, İstanbul, 1928; Türkiye Nasıl Doğdu, Harold Armstrong'dan, İstanbul, 1928; İslâmiyet'in Asriliği ve Avrupa'nın İslâmlaşması, S. Ali-Bemard Shaw-M. Muhammed Ali'den, İstanbul, 1933; Yeryüzünde Din Geriliyor mu, İlerliyor mu? Nash Mecmuasından, İstanbul, 1933; İslâm Medeniyet Tarihinde Coğrafya ve Ticaret, Kramers'den, İstanbul, 1934; İslâm Medeniyet Tarihinde Fen ve Tıp, Max MayerhoFdan ,İstanbul, 1935; Ömer Hayyam, Harold Lamb'dan, İstanbul, 1944; Hz. Muhammed Mustafa, M. Hüşeyin Heykel'den, İstanbul, 1945; Abu'l-Ferec Tarihi, Gregory Ebul'l-Ferec'den, 1-11, İstanbul, 19451950; Dine Dönüş, Henry C. Link'den, İstanbul, 1949; İslâm Tarihinde İlk Melamet, es-Sülemî'den, İstanbul, 1950; Müslümanlıkta Hac Farizası, Diplomat H. A.'dan, İstanbul, 1939.
Kaynak: Şevkiye Kazan, “Burdurlu Meşhurlar”, Burdur 2021, Burdur Valiliği, s.321


